|
Www.zevzek.info
|
BÖYLE ÖRNEK OLUYORDU INSANLIGA!
Onun ideali, insanliga hizmetti, yoksa insanligin kendisine hizmeti
degildi. O sebepten eline geçeni yemek yedirir, içmez içirir, yönettigi insanlarin
mutluluguyla mutlu olurdu.
Yine adeti üzere bir miktar imkan biriktirmis, çevresine de
münadiler göndermisti.
Sesleniyorlardi Medine sokaklarinda münadiler:
- Resulüllah mescidin önünde muhtaçlari bekliyor. Miskin
derecesinde ihtiyaç sahibi olanlar gelsin, hisselerine düsecek yardimi alsin, kimse
mahrum kalmasin!
Az sonra mescidin önüne muhtaçlar toplanmislardi. Mutluydular.
Çünkü kasip kavuran ihtiyaçlarinin hiç olmazsa bir kismini karsilayacak imkana
kavusacaklardi.
Nitekim düsündükleri gibi de oldu. Efendimiz gelenleri söyle bir
gözden geçirdikten sonra mevcudu da hesap ederek önünden geçenlere hisselerini
veriyor, onlara tebessümle bakarak mutlulugunu da açikça hissettiriyordu.
Mutluydu. Çünkü O'nun en büyük mutlulugu insana yardim, insana
hizmetle meydana geliyordu. Iste o anda da insana hizmette bulunuyor, ihtiyaç
sahiplerinin sikintilarini gideriyordu.
Nihayet elindeki mikan bitti, yardim isteyecek insan da bitti. Demek ki
hesap iyi yapilmisti.
Ne var ki çok sürmedi, ötelerden kan ter içinde kosup gelen bir
bedevi görüldü. Adama hem ufkuna bakiyor, hem de nefes nefese kosmaya devam ediyordu.
Nihayet geldi, söyle bir nefeslendikten sonra söylendi.
- Yardim dagittiginizi söylediler onun için nefes nefese kostum; ama
yine de yetisemedim! Zaten hep sanssizim ben.
Çok üzgündü yoksul adam. Anlasilan ihtiyaci da fazlaydi. Böyle bir
firsati mutlaka degerlendirme niyetiyle kosmustu; ama yine yetisememisti.
Sordular:
- Ihtiyacin çok mu fazlaydi?
Saymaya basladi yardim alabilseydi neler alacagini.
Hepsi de zaruri ihtiyaçti. Demekki adamin ihtiyaci siddetliydi. Ama
Rasulüllah'in imkani da bitmisti. Elinde avucunda olani tümüyle vermis, geriye tek
dirhem bile kalmamisti. Simdi ne olacakti?
Efendimiz sefkatle bakti bedeviye. Sonra da beklenmeyen teklifini yapti
yoksul adama:
- Üzülme ihtiyaçlarini yine alacaksin. Hem de hiçbirini
birakmaksizin!
- Nasil? Diyerek heyecanlandi yoksul adam. Efendimiz kelimelere basa
basa konustu:
- Simdi buradan kalk, sehrin içine dal, ihtiyaçlarini nerede bulursan
al ve aldigin saticilara da de ki:
- Mal bana ait, parasini ödemek de Resulullah'a! Allah'in Resulü
ödeyecektir. Istedigimi verin!
Resulüllah (sas) böylece verecek parasi olmayinca muhtaçlarin
borcunu yükleniyor, bir firsatini bulup da ödeyecegini düsünerek insanina böyle
yardimda bulunuyor, insana hizmeti böyle en öne aliyordu.
Adam sevinçle çarsinin yolunu tuttu. Zihninde neleri alacaginin
hesabini yaparak heyecanla gidiyordu.
Olaya sahit olan Hazreti Ömer, fedekarligin bu kadarina razi olamamis
gibiydi.
Nihayet düsüncesini dile getirmekten kendini alamadi da dedi ki:
- Ya Resulellah! Sen gücünün yettigiyle mükellefsin, yoktan da
vermekle degil. Elinde olani tümüyle dagittin, geriye bir sey kalmadi. Neden
baskalarinin borçlarini da yükleniyor, onlarin ihtiyaçlarini da karsilamak zorunda
birakiyorsun kendini? Bu kadari da fazla degil mi?
Bu sözlerden hiç de memnun olmayan Resulüllah'in yüzündeki
tebessümün kayboldugu görüldü. Halbuki o ana kadar çok mutluydu, tebessümü hiç
eksik etmemisti.
Bu defa da masum bir adam söze karisti;
- Ya Resulallah sen Ömer'e bakma ver, Allah da sana verir, dedi.
Bu söze memnun olan Resulüllah'in tebessümü tekrar yüzünde
belirdi, 'fedekarliga devam et' sözünden memnun oldugu anlasiliyordu.
SODOM ve GOMERE'NIN SON GÜNÜ
Hz Lût (a.s), Arap yarimadasini puta tapiciliktan alikoymak,
ortaksiz ve tek bir Allah'i tanitmaya çagiran ve bu mukaddes yolda büyük basarilar
kazanan Hz. Ibrahim'in amcasinin ogludur. Ömrü ve peygamberligi bugün Ürdün
devletinin sinirlari içinde bulunan Lût gölü çevresinde geçmistir. Günümüzde
tuzlu sularin doldurdugu orta büyüklükte olan su saha, eskiden topraklari oldukça
verimli bir vadi idi ve o günün önemli sehirlerini sinesinde barindiriyordu. Bu
sehirlerin ikisinin adini bugün de biliyor ve yapilan ilmi kazilar sonunda izlerine
rastliyoruz.
Sehirler; Sezum (Sodom) ve Omore (Gomore) sehirleridir.
Hz. Lût (a.s) Sezum sehrinde oturuyordu. Simdi size bu çevrenin ve bu
çevrede dosdogru Allah yolunun sözcülügünü ve yilmaz mücadelesini yapan Hz. Lût'un
son günlerine ait bir hikayeyi kisaca anlatacagiz...
Insanoglu, yolun dogrusundan bir kere çikmaya görsün; düsmeyecegi
sapiklik ve yuvarlanmayacagi uçurum yoktur. Hz. Adem'in oglu Kabil'e yeryüzünün ilk
cinayetini, üstelik öz kardesinin canina kiydirmak suretiyle isleten sehvet hirsi, Hz.
Lût'un kavmini büsbütün baska ve yüz kizartici bir ahlak düskünlügüne
sürüklemistir.
Bu sonsuz kavim erkek erkege cinsi birlesmeyi (livata) vazgeçilmez,
sapikça bir huy haline getirmislerdi. Hz. Lût'un dosdogru yolu temsil eden bir Allah
resulü sifatiyla durmak ve yorulmak bilmez bir gayret göstererek yaptigi bütün ikazlar
ve verdigi bütün aci-tatli ögütler bu ahlak düskünlerine zerrece bir tesir
etmiyordu.
Nihayet her seyi daha basindan bilen Ulu Allah'in kesin ve degismez
hükmünün günü geldi. Hz. Lût'un sapik kavmi, Allah'in baslarina verecegi karsi
durulmaz bir felaketle, toptan mahvolacak ve yoklugun karanliklarina gömülecekti.
Ulu Allah (c.c) bu kesin kararini bildirmek ve kendisine inanmis
birkaç yakini ile birlikte, son günlerini yasayan günahkar sehirden ayrilmasini
söylemek üzere Hz. Lût'a günün birinde üç tane melek göndermisti. Melekler; genç
ve yakisikli erkek kiligina girerek yeryüzüne inmislerdi.
Sezum (Sodom) sehrine vardiklarinda dogruca Hz. Lût'un evine
yöneldiler. Sehvet sapiklari sehre üç tane genç ve yakisikli delikanlinin geldigini
duyunca bir anda yollara dökülerek gelenleri görmek istediler. Meleklerin geçtigi
yolun hir iki yani, ahlak düsükleri tarafindan doldurulmustu. Tap taze erkek kiligina
girmis meleklere bakarken hepsi sehvet kururganliklari içinde kivraniyor; agizlarindan
salyalar akiyordu. Azgin kalabaligin arasinda yollarina devam eden melekler, Peygamber
Lût'un evine vardilar. Kudurmus ahlaksizlarin hiçbirisi, ele geçirip azgin sehvetlerini
bir anligina tatmin edebilmek için arkalarindan kivrandiklari gençlerin, sehirlerini ve
çevrelerini toptan yok etmeyi kararlastiran Allah'in emri ile birlikte gelmis melekler
oldugunu bilmiyor ve düsünmüyorlardi.
Melekler Lût'un evine varinca önce kim olduklarini söylemediler.
Arkalarina takilan kalabalik evin kapisina dayanmisti. Anlasilmaz sözlerle bagirisiyorlar
ve Hz. Lût'un evine aldigi genç delikanlilari ellerine vermesini istiyorlardi. Hz. Lût
(a.s) gelen misafirlerinden utaniyordu ve kapida bagrisan kalabaligin azgin hirslarindan
endise ediyordu.
Bir ara evinin kapisina çikti; kudurmus kalabaliga dündü "ey
azginlar, soysuzlar, gelenler benim oldugu kadar kendinize de aziz misafirlerdir; yani
hepinizin misafirleridir. Bu kadar da mi insanliginizi unuttunuz? Bir parça olsun
kendinize geliniz." diye söze basladi.
Kalabaliktan homurtulu gülüsmelerin geldigini duyunca "size iki
tane genç ve güzel kizimi vereyim. Gözlerinizi bürüyen sehvetinizi onlarla tatmin
edin de tek beni misafirlerim karsisinda rezil etmekten vazgeçerek buradan
uzaklasin" diye teklifte bulundu.
Fakat kendinden geçmis kalabalik hiçbir söz dinlememekte ve hiçbir
teklife yanasmamaktadir. Evin kapilarini arka arkaya zorluyor ve içerdeki gençleri
istiyorlardi.
Aglamakli bir çehre ile içeriye dönen Hz. Lût'a kapidakilerin
israrla istedigi genç misafirler; melek olduklarini, Allah'in emri üzerine geldiklerini
bildirdiler ve dediler ki; "Allah'in emri artik kesindir. Yillardan beri söz
dinletemedigin bu beyinsiz halkin artik sonu gelmistir. Birkaç saat sonra topuna gökten
ates ve ölüm yagacak ve sehirleri ile birlikte yokluga kavusacaklardir. Onlarin
baslarina gelmek üzere olan bu felaket, israrla Allah'in emirlerine karsi gelenlere ve
Peygamberler'in verdigi ögütlerine arka dönen sapiklara bütün devirler boyunca ibret
dersi olacaktir. Allah'in sana emri böyledir:
Gece olunca sana inananlari ve yakinlarini alacak ve ölüm kokan su
lanetlik sehirden habersizce uzaklasacak ve su sapik halki lanetlik akibetleri ile bas
basa birakacaksin. Sana bunlari söyleme geldik."
Allah'in emri üzere Hz. Lût (a.s) ile inanmis yakinlari meleklerin
dediklerine uyarak Sodam ve Gomere'yi o gece yarisi, sezdirmeden terkettiler. Sabahin ilk
isiklari ile birlikte lanetlik sehirlere ve sapik halkina gökyüzünden görülmemis bir
Allah gazabi bosalmaya baslamisti. Ahlaksiz soysuzlar neye ugradiklarini anlayamadilar.
Yüce Allah (c.c.) ulu sabrini iyice kötüye kullanarak günden güne daha da
azginlasanlara yakici kükürt alevleri ile taslar yagdiriyordu. Bir kaç saniyelik afet
ve ölüm saçan bir yagmur sonunda, halkin yekünü ile birlikte bütün sehirlerini
ilerdeki insanligin gözleri önüne bir ibret dersinin örnegi olmak üzere harabeye
çevirmis ve yerle bir etmisti.
BU AKSAM HINDISTAN'DA
Hz. Süleyman'in sarayina kusluk vakti saf bir adam telasla girer.
Nöbetçilere, hayati bir mesele için Hz. Süleyman'la görüsecegini söyler ve hemen
huzura alinir. Hz. Süleyman (a.s) benzi sararmis, korkudan titreyen adama sorar:
"Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin? Derdin
nedir? Söyle bana..."
Adam telas içinde:
"Bu sabah karsima Azrail (a.s) çikti. Bana hisimla bakti ve hemen
uzaklasti. Anladim ki, benim canimi almaya kararli..."
"Peki ne yapmami istiyorsun?"
Adam yalvarir:
"Ey canlar koruyucusu, mazlumlar siginagi Süleyman! Sen her seye
muktedirsin. Kurt, kus, dag, tas senin emrinde. Rüzgarina emret de beni buradan ta
Hindistan'a iletsin. O zaman Azrail (a.s) belki beni bulamaz. Böylece canimi kurtarmis
olurum. Medet senden!"
Hz. Süleyman, adamin haline acir. Rüzgari çagirir ve:
"Bu adami hemen al. Hindistan'a birak!" emrini verir. Rüzgar
bu... Bir eser, bir kükrer. Adami alir ve bir anda Hindistan'da uzak bir adaya
götürür.
Ögleye dogru Hz. Süleyman, divani toplayarak gelenlerle görüsmeye
baslar. Bir de ne görsün, Azrail (a.s.) da toplulugun içine karismis, divanda
oturmaktadir. Hemen yanina çagirir:
"Ey Azrail! Bugün kusluk vakti o adama neden hisimla baktin?
Neden o zavalliyi korkuttun?" der. Azrail (a.s) cevap verir:
"Ey dünyanin ulu sultani! Ben, o adama öfkeyle,hisimla bakmadim.
Hayretle baktim. O yanlis anladi. Vehme kapildi. Onu, burada görünce sasirdim. Çünkü
Allah (cc) bana emretmisti ki:
"Haydi git, bu aksam o adamin canini Hindistan'da al!"
"Ben de bu adamin yüz kanadi olsa, bu aksam Hindistan'da olamaz.
Bu nasil istir, diye hayretlere düstüm. Iste ona bakisimin sebebi bu idi."
KERPICIN ETKISI
Bir inkarci, alimin birine su üç soruyu sorar:
1- Allah varsa bana göster.
2- Her isi Allah yaratiyor da neden suçlu ceza görür?
3- Seytan atesten yaratildigi halde ona cehennem atesi nasil etki yapabilir?
Alim bu sorulari sogukkanlilikla dinler. Sonra da yerden bir kerpiç
parçasi alip inkarcinin basina vurur. Basi yarilan inkarci solugu mahkemede alir. Hakim,
alime sorar:
- Bunun basina kerpiç vurmussun öyle mi?
- Bana üç soru sormustu, ben sorularina karsilik kerpici vurdum.
- Nasil?
- Anlatayim. Allah varsa bana göster demisti. Basinin agridigini iddia
ediyorsa göstersin. Ikinci olarak da her seyi Allah yaratiyorsa suçlu neden ceza
görsün dedi. Madem ki niçin beni mahkemeye veriyor. Üçüncü olarak da atesten
yaratilan seytana cehennem atesi nasil etki yapar diye sordu. Cevabini aldi. Topraktan
yaratilan kendisine, yine topraktan olan kerpiç nasil etki yapiyor?
Bu cevaplardan sonra alim beraat eder. |